Bir Mücadeleye İnanmak ve O Uğurda Direnmek Başlı Başına Bir Başarıdır

Metin Yeğin, “İnsanlığın Faşist Kapitalist Düzenden Kurtuluşu” serisinin II. programında Özgür Yazarlar Birliğinde konuştu. Programdan notlar şu şekilde:

• Bir mücadele illa sonuç verecek, illa kazanılacak diye verilmez. Söz konusu mücadelenin doğru olduğuna inanmanız ve kurtuluşu o mücadelede bulmanız ve bunun sonucunda o uğurda direnmeniz başlı başına bir başarı ve kazanımdır. Ondan dolayı çevremdeki insanların beni gördüklerinde sık sık sordukları “Devrimi gerçekleştirdiniz mi, dünyayı değiştirdiniz mi?” tarzı sorular hiçbir şekilde motivasyonumu etkilememekle birlikte o yakın çevreden insanlara cevabım toplumun bir bireyi olarak topluma ne kadar faydalı oldukları, biz toplum için bu kadar emek ve çaba sarf ederken kendileri ne yapmakta ve evet eğer devrim ateşine bir kıvılcım olabilseler işte o zaman devrim gerçekleşecek. Kısacası herkes “Dünya nasıl güzelleşecek?” düşüncesiyle hareket ederse işte o zaman dünya yaşanılabilir bir yer olur.

• Bugüne kadar yerleşik tüm gerçeklik olarak zihinlerimize kazıdığımız bilgi yığınlarını sorgulamalıyız. Zira gerçek olarak belleğimizde yer etmiş birçok bilgi batı uygarlığı tarafından bizlere dayatılmış. Gerçeklik, bakış açısına bağlı olarak değişmektedir. Herkes baktığı açıdan kendi gerçekliğini görür ve öyle yorumlar bundan dolayı zihnimize kazınan ve gerçek olarak algıladığımız her şeyi sorgulamalıyız.

• Bir diğer mesele ise maalesef belirtmek isterim ki Türkiye’de yaşamanın en büyük şanssızlıklarından biri de dünyanın hiçbir yerinde Türkiye’deki kadar sol ile dinin bağlarının kopuk olduğu bir ülkeye rastlayamayız. Örnek vermek gerekirse Fransa’da sol grupların düzenlediği gösterilerde kilise vb. dini yapılar kullanılmaktadır. Bir diğer ülke olan İran’da devrimden önce ve devrimden belli bir süre sonra Halkın Mücahitleri ile İran Komünist Partisi birlikte örgütlendiğini görmekteyiz. Dinin kullanıldığı korkunç bir hegemonyalara da denk gelebiliyoruz. Örneğin Hristiyanlık ama hangi Hristiyanlık? Dini kullanarak engizisyon mahkemelerinde insan yakan Hristiyanlık mı, yoksa kutsal değerleri savunup arenalarda aslanlara atılan Hristiyanlık mı, aynı şekilde Müslümanlık da öyle. Latin Amerika’da bazı papazlar ise şöyle düşünmektedirler. Şair, düşünür ve devrimci Hristiyan bir papaz. Yani “Tanrı, öte dünyada zaten bize cenneti vaat ediyor; önemli olan dünyayı cennet haline getirmek!” diyenlerden. Bazı papazlar ise devrimciler ile birlikte hareket etmişlerdir. Buna bir örnek vermek gerekirse devrimde yer alan papazlardan Ernesto CARDENAL devrimden sonra Kültür ve Turizm Bakanı olmuştur. Ve geçen yıllarda Türkiye’de bir panele katılmıştı. Ernesto CARDENAL neoliberalizm karşıtı bir devrimcidir, gerekçesi ise neoliberalizmin bütün insani değerleri ortadan kaldırdığıdır. Kendisi aynı zamanda teolog olduğu için yanında yer alan çevirmenler çeviri dilinin siyasi alanına hâkim olmasalar gerek ki neoliberalizm terimini yanlışlıkla “teoliberalim” olarak Türkçeye çevirmiş olup Türkçede yer almayan bu kelimeyi yanlışlıkla Türkçeye kazandırıp aslında günümüz iktidarının temel politikasını adlandırabileceğimiz bir kelime ortaya çıkarttılar. Gerçekten Türkiye’de mevcut siyasi yapı din ile mevcut ekonomik statüyü bir arada yürütmektedirler. Bu kadar yıl sonra hâlâ mevcut iktidarı bu kadar iyi tanımlayabilen bir kelime duymadım. Bir yandan dini dilinden düşürmeyen ama tamamıyla bir neoliberal iktidarı bir başka kelime hiç bu kadar kısa ve güzel anlatamaz.

• Bir ülke düşünün ki hiçbir din adamı çıkıp “Allah’ın suyu satılamaz, Allah’ın yarattığı tohumlarla oynanmaz!” demiyor. Her şeyin satıldığı, her şeye bir fiyat biçildiği bir ekonomik sistemde insanları bu satın almaya mecbur etmek, onları açlıkla terbiye etmek onların özgürlüğünü elinden almak değil midir?
• Latin Amerika ülkesi Brezilya’da Topraksız Köylü Hareketi: Brezilya anayasasında T.C. anayasasında geçtiği üzere toprak sahibi olmayanları toprak sahibi yapma vardır. MST, Latin Amerika’nın bu en önemli toplumsal örgütlenmesi MST, topraksızları, üzerinde üretim yapılmayan ya da yarı yarıya üretim yapılan ve geçmişte de büyük toprak baronları tarafından kendilerinden çalınan geniş toprakları işgal etmek üzere örgütlüyor. Toprak bir kez işgal edilince, plastik çadırlarda yaşayan aileler toprak sahiplerine bağlı paramiliter güçlerin vahşi saldırılarına karşı direnmek üzere örgütleniyorlar. MST devletin toprakları kamulaştırmasını talep ediyor ve sonra da hem tüketim için, hem de ulusal ve uluslararası pazarı da kapsayan bir biçimde, pazar için üretmeye başlıyorlar. MST sadece ekonomik ve toplumsal ilişkileri dönüştürme misyonuna sahip bir hareket değil, aynı zamanda yeni bir insan ve yeni insani ilişkiler yaratma misyonuna da sahip. Hareket içinde sürekli olarak kadınların, etnik azınlıkların (yerliler ve siyahlar) eşitliği ve insan haysiyeti için mücadele veriliyor. Bugün ulusal önderlerinin yüzde 50’si kadınlardan oluşur.

• Kerpiç evler yapacağız, radikal tekellere ihtiyaç duymadan. Eh insanın başını sokacağı bir yer olacak. Hayır, kerpiç evlerimiz bütün Viranşehir evlerinden daha sağlıklı olacak. Daha güzel olacak. Yoksullar güzel evlere layık. Çünkü kerpiç evler en sağlıklı ve bölge iklimine en uygun evlerdir. Birlikte ev yapacağız. Peki, kaç metrekare? Bilmem birlikte karar vereceğiz. 5 kişilik bir aile ile 15 kişilik bir aile bir olabilir mi? Hep birlikte mi karar verilecek? Evet. Sadece siz değil aile babaları, evin erkekleri, iktidar mümessilleri, kadınlar dâhil olacak; nasıl bir mahalle istediklerine onlar karar verecek ve hatta çocuklar katılacak, 6 yaşından büyük, her çocuk konuşacak kendi toplantılarında. İki kale direği mi isterler yoksa kızlar atlama ipleri mi? Ya da tam tersi mi? Bilmem ki çok geride kaldı çocukluğum ve sınırsızlığım. Milli eğitim mağdurları beyinlerimiz, televizyon malulleri…

Notlar: Erdal Ulusoy
Konuşma buradan izlenebilir:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.