Kurucu İradeyi Ortaya Koyan Resullerin Özgün Yoluna Dönmeliyiz

13 Kasım 2016 20:47

alkis-musa-kazimÖzgür Yazarlar Birliği’nin “Kurucu İslami Siyasi İrade Tartışmaları” Mazlumder yöneticilerinden yazar Mehmet Alkış ile Heda-Der’de çalışmalarını yürüten Musa Kazım Yılmaz’ın konuşmacı oldukları yeni bir programla devam etti.
Programda öne çıkan notlar şu şekilde:

Mehmet Alkış:
-Kuruculuk bizde çok tali bir düşünce… Kendimizi hep başkalarının tezleri üzerinden tanımlıyoruz. Bunu aşamıyoruz. Antitez durumdayız.
– İslamcılık zaten tepkisel bir harekettir. Ana hat durduruldu. O zaman Müslümanlar antitez bir konum ürettiler. Bunun bitmesi lâzımdı. İki yüz yıldır savunmacı bir tutum egemen oldu. Kurucu olmaktan uzaklaştırıldık maalesef.
– Siyasi hareketlerimiz Kurucu İslami İradeyi temsil etmedi. Hiçbirisi kendi kurucu fikirleri üzerinden gitmedi. Haklı-haksız gerekçeler üretildi hep. İleri taşımamız gerekirken ileri taşıyamadık. Bugün Seyyid Kutup’tan, Afgani’den ileri noktada değiliz, hatta daha geri noktadayız. Bu durumun, savunmacılığın dışına çıkmalıyız. Bu inancımıza terstir.
– Allah’ın “Bana kul olun diye yarattım” düşüncesine uyumlu hareket edemedik.
– Bizde eleştiri abartılı olarak yapılıyor. Eleştiriyi Allah da yapıyor ama neden? Allah, onlar gibi yapmayın diye yapıyor. Buradan bir sonuç çıkarmamız gerekiyor. Siyaseten bir sonuç çıkarmamız gerekiyor.
– Kurucu İradeyi ortaya koyan Hz. Peygamberin kendisidir, diğer Resullerdir, biz oraya dönmeliyiz. Bu özgün bir yoldur, başkalarının içine bir şey kattığı bir yol değildir.
– Biz “bir” kişi sayılmayı zul kabul ediyoruz. Çoğu talep ediyoruz. Bu yoksa peşinen reddediyoruz. Bu durum Kur’an’a aykırıdır. Bu sefer o problemli ilişkilere giriyoruz. Statü ve zenginlik peşine düşüyoruz. Bunlar Kuruculuğun önündeki engellerdir. Bir insan bile kalsa Müslümanların arasında, bunları yerine getirmekle yükümlüdür. Her insan doğrudan mükelleftir. Allah her birimizi muhatap kabul ediyor. Herkes kendi başına bir şahsiyettir. Buna sahip olursak her şey yerli yerine oturacaktır.
– Müslümanların bir, aynı cemaat olduğu düşüncesini unuttuk. Herkes sadece kendini esas kabul ediyor. Yanlış üzerinden bir kurgu ve tasavvur Kurucu İradeyi ortaya çıkaramaz.
– Kurucu İrade dediğimiz zaman İslam tarihinde karşımıza çıkan kavramlar var, tecdid ve ihya gibi.
– Müslümanların neyi talep ettiği önemli… Bugünün Türkiye’sinde Anayasa tartışmaları var. Taleplerimizi açıkça dillendirmeliyiz. Ben bugünü Medine dönemine benzetiyorum. Bir birlikte yaşama modeli üretilebilir.
– Osmanlı hatalarıyla birlikte İslam blokunu temsil ediyordu. Batı bu bloku parçaladı. 21 anayasasında kurtuluş mücadelesinin hilafet ve saltanatı kurtarmak için yapıldığı yazılıdır. Müslümanlar kaldıkları yerden nasıl devam edebilirler? Kürt meselesi, yeni rejimi kuranların da ifade ettiği gibi Kürtlerin de ana parça olarak dâhil olduğu Misak-ı Milli zemininde yeniden başlayan ortak bir irade tekrar masaya yatırılmalıdır.
– Bu doğrultuda önümüzü açacak çalışmalara ihtiyaç duymaktayız. 19’la 23 arasında oluşan iradeyi çıkış noktası yaparak, 21 anayasasını temel alarak yeni bir tartışma süreci başlatılabilir.
alkis-2
Musa Kazım Yılmaz:
– Eskiden beri bu tartışmaların içindeyiz. Gençlik yıllarında “Din nasıl Rabbani ise metodu da Rabbanidir.” dedik Seyyid Kutub’a bakarak. Bu cümle yöntem bahsinde en çok zikredilen cümledir.
– Muhammed Aleyhisselam nasıl yaptıysa biz de öyle yapmalıyız diye düşündük. Mekke’nin ilk üç yılını bir türlü geçemedik. Her yeni başlayan bu üç yıla geri döndü. Dolayısıyla bu durum sıkıntılar doğurmuştur. Kur’an okumalarını da bu zihinle yaptık hep. Genelde bu şablon üzerinden okuduk. Bütün kıssaları bu üç yıllık perspektifle okuduk. Bu, problem oluşturdu.
– Kuruculuk başlığı, inşa manasına, ise yeniden üreticilik anlamında ise bunu eleştiriyorum. Bunun ilk kez olmadığını söyler Resul için Kur’an. Öncülük etmek manasına ise herkese kendi döneminde ilk olma sorumluluğu yüklüyor. Biz, bu sorumlulukla hareket etmeliyiz.
– Önce nerede durduğumuzun tartışmasını yapmalıyız, sağlıklı bir tespitte bulunmalıyız.
– Bizim yönelimimiz Rabbani esaslara bağlı içtihadi bir yönelimdir. Çünkü Resuller gibi direkt müdahale altında değiliz. Sorumluluk bizi bağlamaktadır. Çünkü bizim kararlarımızdır. Bizim içtihatlarımız tartışılabilir. Problem de buradan başlamaktadır.
– İslami mücadele içtihattır ama liyakate sahip olanlarca, usulünce yapılmıyor. Bu yüzden Kutup, Mevdudi, El-Benna gibi birkaç ismin üzerine çıkamıyor hep bu insanların etrafında dönüp dolaşıyoruz.
– Ulema sınıfının içtihatlarından bahsediyoruz. Siyaset üretecek fıkhî bilgiye sahip miydiler?
– Birinci olarak bunun içtihadi olduğu, ikinci olarak da bunun ulema sınıfından olmaları gerektiği zorunluluğundan bahsetmek istiyorum. Alanın, literatürün bilgisine sahip olanlar üzerinden yapılmalıdır.
– Mekke şartlarından yola çıkan hareketler önce tekfircilikle işe başladılar. Tevhid akidesinden başlanınca çatışık durumlarla karşı karşıya kaldık. Bütün mücadele Mekke şartlarından mı başlar sorusuna olumlu cevap alamadık. İyi bir Kur’an okuyucusu bunu fark eder.
– Kur’ân-ı Kerim’de Mekke’si olan peygamberler var, tamamının kavmi helâk edilmiştir; güçlü peygamberler var, onların Mekke’si yok orduları var; üçüncü olarak da Firavunların sistemi altında bir kısmı müslüman, zayıf bırakılmış toplumlar var. Hepsinin farklı davet metodu vardır.
– Türkiye toplumu tekfirci kafayla bakarsanız birinci gruba benziyor. İkinci gruba da benzemiyor. Üçüncü gruba gelince, benzer yönleri çok fazla: Hakimiyet Müslümanlarda değil, halkın dinle bir bağı var ki bir kısmının çok kuvvetli. Böyle bir tasa da taşıyorlar. Bir yönüyle Musa, bir yönüyle İsa dönemine benziyor.
– “Kiminle, kime karşı” sorularını sormamız makul olur. Musa ve Harun’la hem Firavun’a, hem İsrailoğullarına karşı; Zekeriya ile Levililere, Tevrat okuyanlara karşı…
– Hepsinin içinde hukuki zemine oturtarak ilerleyebiliriz. Yirmi üç yıllık mücadelenin ilk üç yılında kalıyoruz. Muhammed Aleyhisselam bunların harmanlandığı bir mücadeleyi örneklemektedir.
– Kendimizle alakalı meseleleri öncelemeliyiz. Üç grup Resul için de eğitim süreci çok yoğundur.
– Kendini inşa edemeyenler ötekilerle mücadele edemez.
– On iki yıllık kesintisiz ideolojik eğitimin karşısında hangi türde eğitim verdiğimiz önemlidir.
– Devlet bir milyon insanla toplumu eğitirken biz kendimize dönük sağlıklı bir eğitim yapamıyoruz. Kendi davetçilerini de devletten devşiren bir topluluğuz. Böyle bir toplum kendini inşa edemez. İmam-Hatip ve İlahiyattan devşirilmiş davetçilerle bilinç üretilemez. Onlar da zaten geriye devşirilebiliyorlar.

Haber: Mustafa Özeke

Please follow and like us:

Leave a reply

required

required

optional


Enjoy this blog? Please spread the word :)