Bağdat ve Kerkük İzlenimleri- İslam Özkan

23 Kasım 2017 18:09

islam-foto
Ortadoğu uzmanı gazeteci İslam Özkan, geçen haftalarda Bağdat ve Kerkük’e yaptığı ziyaretlere ilişkin izlenimlerini Özgür Yazarlar Birliği’nde anlattı. Özkan’ın aktarımları şu şekilde:
– 2014 yılında Musul düştüğünde de oradaydım. Bu ikinci kez Irak’a gidişim. 2014’teki yolculuğumda Kerkük ve Erbil’e gitmiştim. Amaç Musul’un düşüşünden sonraki atmosferi gözlemlemek, IŞİD’in Irak’taki gücünün boyutlarını ve etkisini anlayabilmekti.
– Kerkük’e bağlı, kentin hemen güneyindeki El-Beşir köyünde o dönemde sırf Şii oldukları için insanlar IŞİD tarafından katliama maruz kalmışlardı. Köyün içinde kurulan bubi tuzakları nedeniyle gönüllü gruplar içeri girememişlerdi.
– Üç yıl önce bölgeye gittiğimde IŞİD Kerkük dışındaki bölgelerde oldukça etkindi. Musul, Havice, El-Anbar, Felluce, Sincar (Şengal) tamamen bu örgütün kontrolüne geçmişti. Önce Erbil’den Kerkük’e geçtik. O dönemde Kerkük’ü terk ettikten sonra sivil hayat bitiyordu. Ve bu bölgelerde silahlı gruplar oldukça fazlaydı. Güneydeki Şiiler çok daha şanslı durumdalardı, çünkü Daeş o dönemde oraya saldırı gerçekleştiremedi.
– Daeş’in komutanları Baas’ın askeri kanadından. Baas’ın fedaileri Daeş’in çekirdek kadrosunu oluşturuyor. Daeş o dönemde askeri stratejisini değiştirip güneyden kuzeye doğru saldırılar yapmaya başlamıştı
– En az Şiiler kadar Sünniler de Daeş çeteleri tarafından katledildi. En büyük zararı İslami Hareketler gördü. Bunların bir kısmı ilk başta Daeş’e karşı net bir ortaya koymadı, sempati bile duyanlar oldu. Bazıları da net bir tavır ortaya koysa bile genel olarak Daeş’le kendisini aynı kefeye koyan algıya karşı mücadele edemedi.
– Arap coğrafyasını genellemelerle, dışarıdan bakan bir gözle tanıyamayız. Bir Arap ülkesine gidip orada yaşamalı, dilini bilmeli, oradaki farklı inanışlardan insanlarla tanışmalı ve onların zihin dünyasıyla düşünmeye çalışmalısın ki Arap coğrafyasını tanıyabilesin.
– Irak’ta farklı inanışların yaşadığı bir toplumsal yapı var. Sabiiler, Hristiyanlar, Ezidiler, Şiiler ve Sünniler yaşamakta. Bu gruplar yüz yıllar boyu barış içerisinde bir arada yaşayabildiği halde modern dönemde aynı deneyimi tekrarlayamamışlar. Modern dönem, maalesef Irak’taki farklılıkların yok edilmeye çalışıldığı bir dönem olmuş.
– Modernleşme hep bir tepeden inmecilikle gerçekleşmiştir ve elit kesime hitap etmiştir. Modernleşme otoriterleşmeyi, ulus devlet anlayışını da beraberinde getirir. Bu otoriter yönetim arkasını sağlama almak için belli gruplara bağlı olmak ister. Otoriter yönetim gerçekleştiği zaman toplumsal barış söz konusu değildir. Çünkü otoriter yönetim toplumsal dengeleri bozucu, ifsat edici, yıkıcı işlev görür.
– Ekonomik açıdan bakıldığında Irak’taki devlet sosyal bilimlerin diliyle ifade edecek olursak rantiyer bir devlettir. Irak’ın hiçbir alanda kendi üretimi yok, özellikle de tekstil malzemeleri ve gıda başta olmak üzere her şey Türkiye’den ve yurt dışından ithal ediliyor. Burada rantiyer bir devletten üretici bir devlete geçiş, petrol olduğu için çok mümkün gözükmüyor. 1930 döneminde petrol olmadan önce Irak’ta zirai üretim hâkim. Özellikle de o zamanlar hurma bahçeleri meşhur.
– Irak’ta işgalden sonra işgalin yarattığı tahribat nedeniyle de toplumsal adaletsizlik fazlalaştı. Halk yorgun, sokaklar çok kalabalık, dilencilerin sayısı fazla. Abartılı bir güvenlik kontrolü var. Bunun sebebi de öncesinde çok ciddi patlamaların, intihar saldırılarının olması. Bu yüzden işi şimdi sıkı tutuyorlar, polislerin ve güvenlik güçlerinin bile üzerleri aranıyor.
– Daeş’ten özgürleştirme operasyonlarında birçok kentin tahrip olduğunu biliyoruz. Musul’un yaklaşık %60’ı tahrip oldu. Bunda hiçbir etik ve insani kurala riayet etmeyen Daeş’in savaş stratejisinin rolü çok büyük.
– Irak ordusu Haşd-i Şabi ile birlikte sivillere daha fazla zarar gelmesin diye gayret göstermiş. Irak ordusu ve Haşd-i Şabi belli bir güce sahip oldular. Tabii bu güç olumsuz etkileri de beraberinde getiriyor. Örneğin Irak ordusu ve Haşd-i Şabi’nin başarıları arttıkça eleştiriler de azaldı. Bu şunu gösterir; güçlü isen eleştirilere maruz kalmıyorsun. Biz müslümanlar eleştirilerimizi yaparken pragmatik bir yaklaşım sergiliyoruz. Ne İslami ne de insani eleştirilerimiz var. Genel olarak da halkta büyük bir cehalet var. Bu cehalet de toplumu kötü yönde etkileyebiliyor.
– Bağdat’ta sokaklar, lokantalar kirli, yıkık dökük, elektrik kesintileri var. Fakat Kerkük’te bunun tam tersini görüyoruz. Kerkük’ün kendisine ait yerel idaresi ve bütçesi olduğu için Bağdat’tan çok daha iyi durumda. Kerkük’ün petrol gelirleri de çok yüksek. Oradaki idarenin sahip olduğu bütçe nedeniyle alt yapı hizmetleri, yaşam şartları daha iyi. Irak’ın birçok yerinde savaş yaşanırken, Kerkük’te büyük çatışma yaşanmamıştır.
– Irak’taki yaşanan sıkıntıların iki sebebi vardır:
1) Geçmişte yaşanan otoriter yönetim, diktatörlük
Otuz yıl boyunca sıkıyönetim, OHAL vardı. Saddam yönetimi halka korku saldığı için halk, o dönemde gerçekleri söylemekten çekiniyor, canından endişe ediyordu. Bu tür otoriter yönetimler toplumlar üzerinde yıkıcı bir rol ifa ediyor ve toplumu iki yüzlü hale getiriyor.
2) Amerikan işgali
– Saddam yönetiminde en azından bir devlet vardı. Ama Amerikan yönetimi bütün o devlet kurumlarını ortadan kaldırdı. Irak’ın toplumsal dengeleri, tarihi değerleri alt üst edildi. Irak’ın toplumsal dengeleri bozulduğu ve terör örgütlerinin sayısı arttığı için, toplumun farklı kesimleri arasında birbirlerine güvensizlikten kaynaklı önlem aldığını görüyoruz. Örneğin Tuzhurmatu, Kürtler ve Türkmenlerin karışık yaşadıkları bir yer. Sokaklar tel örgülerle birbirinden ayrılmış. Tel örgülerden geçerken kimliğini beyan etmen gerekiyor. Eğer o sokakta oturmuyorsan içeriye alınmıyorsun.
– Kerkük’te Kürtler ve Türkmenler arasında bir sorun yok. Kerkük valisi daha temkinli davranıyor. Vali Kerkük’teki tedirginlikleri kaldırmak için Haşd-i Şabi’nin oradan çekilmesini talep ediyor ve Haşd-i Şabi de Kerkük’ten çekiliyor.
– Orada şöyle bir komplo teorisine de tanık oldum. Barzani’nin neye güvenerek referandum kararı aldığı tartışılırken Barzani’nin Türkiye tarafından tuzağa düşürüldüğü söylendi.
– Buna göre Türkiye son ana kadar Barzani’nin yapacağı referandumla alakalı bir açıklama yapmadı. Barzani, arkasına ABD ve İsrail’i de alırım diye düşünüp referandumu yapma kararı aldı. Ama Barzani Amerika’yı doğru hesap edemedi. Amerika, Irak’ı İran’a bırakmak istemediği için referanduma karşı çıktı.
– Bu referandum daha mantıklı bir şekilde yürütülebilirdi. Bir referandum yapılacaksa ve bağımsızlık oylanacaksa bunun öncelikle Irak anayasasına uygun olması, Bağdat’taki merkezi yönetiminin rızasının alınması gerekirdi, hatta komşu ülkeler olan Türkiye ve İran’la bir çatışma içerisine girmeden, onların anti tezi olmaya çalışmadan kendi kaderini tayin hakkını gerçekleştirmeliydi. Zira Irak’ta Kürtlere ve Kürdistan düşüncesine düşmanca bir tutum görmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Türkiye’deki ırkçılığı çağrıştıran birtakım tutumlardan farklı olarak hem Irak hem de İran’da Kürtlere yönelik bir önyargı ya da Kürtlerin farklı bir ulus olduğu gerçeğinin inkârı söz konusu değildir. Zaten Irak Kürdistanı’ndaki durum bağımsızlığa yakın bir durumdur. Kendi parlamentosu, bayrağı olan, kendi içinde tamamen serbest, hatta dış ilişkilerinde de oldukça serbest davranan bir yapı var orada.
– Kürdistan’ın bağımsızlık kazanma hakkı vardır, ama Barzani’nin gayri meşru İsrail devletinden yardım alarak yeni bir devlet inşa etmesi savunulamaz. Daha barışçıl, daha insani, toplumun yapısına daha uygun adımlar atılmalıydı.
Haber: Sena Özayas

Please follow and like us:

Leave a reply

required

required

optional


Enjoy this blog? Please spread the word :)