Hannah Arendt ve Siyasal Kötülükler

14 Ekim 2017 19:20

Halil Toprak
Tasfiye Dergisi yazarlarından şair Halil Toprak, Özgür Yazarlar Birliği’nde Hannah Arendt’in düşünce dünyasını tahlil etti. Konuşmada öne çıkan değerlendirmeler şu şekilde:
– Çağındaki insanlık durumunu anlamaya çalışan Arendt, insanın kendisinin var ettiği ortak dünyanın nasıl hangi yolla yok edildiğini ortaya koyar. Ve ortak dünyanın yitimi/kaybıyla insanın dünyaya yabancılaşması üzerine kafa yorar. Yabancılaşmaya giden yolda hem totalitarizmdeki şiddet hem de devrimci şiddet başat etki göstermiştir.
– İnsan kendini görünür kılacak siyasal alana, kamusal alana çıkmak zorundadır. Bu da ortak yaşam uğruna konuşmak ya da eylem etkinliğidir. Modern insanı içinde bulunduğu durumdan kurtaracak olan siyasal eylemdir.
– Arendt’e göre modern dünyada insan, kendi gerçekliğini algılamaktan yoksundur. Modernlik karşıtlığından ziyade onun gayesi modernliğin sıkıntılarını göstermek ve siyaseti izm’lerin dışında ele almaktır.
– Siyasal kötülükler, yurtsuzluk ve köksüzlüğe yol açmaktadır. Yurtsuzluk, insanın kendisini evinde yurdunda hissedememesi, bir yere ait olamamasıdır. Köksüzlük ise dünyada başkalarının tanıdığı ve güvence altına aldığı hiçbir yeri olmamak demektir. Köksüzlük geçmişin kaybıdır. Geçmişin kaybı insanı anlamdan yoksun bırakmaktadır. Totalitarizme giden ilk basamağı antisemitizm veya ırkçılık oluşturmaktadır
– İktidara gelen Hitler, parlamentoyu kapatır, böylece yasama işlemez olur.
Alman Parlamentosu yangını sonrası yargıyı da ele geçirir.
Ülkeyi artık kararnamelerle yönetmeye başlar
– 6 milyon Yahudi sistematik şekilde katledilir. 500 bin ile 1.5 milyon arası yakın çingene katledilir. Peki Alman halkı bu katliamların neresinde? Kendileri seçtiği bir parti, lider bu zulümleri yaparken Almanlar ne yapıyordu? Naziler, çoğunluğu suç ortağı yapıyor kendine.
Çoğunluğu muhbir yapıyor. Bilfiil bu suçlara karışmayan vicdanen aklen karşı çıkan Almanlar mecburiyetten susuyorlar.

İNSANLAR NASIL KAPILDI BU KADAR ZULME?

Mesela Heidegger! Arendt, “Felsefi dehalar nasıl anlamıyor?”
Ufuk ayrı şey, siyaset ayrı akademi ayrı… Heidegger, soyut felsefeyle ilgileniyordu siyasetten anlamazdı.

– Sıradan insanlar nasıl bulaştı kötülüğe? Hoş kötülük sıradan olmalı ki topluma yayılabilsin. Zulme iştirak eden insanlar hüküm verme yetilerini yitirmişlerdi. Akıllarını, benliklerini itaatle değiştirdikleri için, emir vicdanın yerini aldığı için. Benliğe karşı kayıtsızlık aşırı bireyciliğin ürünüdür ve bir kitle fenomenin ifadesidir der Arendt.
Kitle yani fikir ve değerleri benzer, sürü zihniyetine sahip toplum.
Kamusal alanın yitirilişi, konformizm, izolasyon kitle toplumunu meydana getirirler. Bir anonimlik söz konusudur kitlede.

– Belki de esas erdem hüküm vermektir. Sürüden olmama adına, kendileri olmayı başaran ortak zulme direnen, o zulmün parçası olmayan insanlar… Neyin doğru neyin yanlış olduğunu düşünen insanlar… Kanunlara,emirlere onların değer ve ilkelerine güvenmeyip hüküm verme kapasitesine güvenen insanlar çarkın dişlisi olmaktan kurtulurlar.

– 19. yüzyıl sonunda emperyalizm çıkmıştır. Emperyalizm ulus devletin temellerini oymuş ve Avrupa uluslarının ruhuna rekabeti sokmuştur.
1884-1914 emperyal dönem, ulus devletin yozlaşmasının sonucudur. Ulus devlet sınırsız büyüyemeyez kapasitesi kaldırmaz.

Totalitarizmin bariz özellikleri:
– Kitle desteği, hukukun askıya alınması, polis devletine dönüşüm.
– Tekelci devlet partisi, kitle iletişim araçlarının kontrolü, propaganda(organize yalan)
– Örgütlü kötülük,
– Mutlak kontrolle propagandanın yerini endoktrinasyon ve terör alır  korkutmak ve fikir birliği oluşturmak için. Teknoloji korkuyu egemen kılmada araç.
– Totaliter rejimde iç dış düşman hep vardır. Lider kendini devletle eşitler
– Totalitarizmde lider her şeyi yapar kendi konumu için makamı makama da kırdırır.

Arendt’e göre toptan tahakküme giden üç aşama:
1-İnsanların haklarını elinden almak
2- İnsandaki ahlaki kişinin öldürülmesi. Temel olarak insani dayanışmanın bütün biçimlerini bozmak.
3- Bireyselliğin yok edilmesi yani özgürlüğün,dayanışmanın yok edilmesi, YENİ BİR BAŞLATMANIN YOK EDİLMESİ
Totalitarizm, insanları artık insan olamayacakları şekilde dönüştürme çabasıdır.
– 1960’da Eichmann Mossad tarafından Arjantin’de yakalanıp Kudüs’e yargılanmaya götürür.
Gestapo Yahudi ofisi olarak Avrupa’dan getirilenleri toplama ve imha kamplarına göndermekle sorumludur. “Emirleri yerine getirdim bir yurttaş olarak yasaya uydum görevimi yaptım.”
Kör itaat. Onun davranışlarını yönlendiren fikirsizlik.
Soruşturmasını yürüten polise dert yanar terfi ettirmediler diye. Ne yaptığını düşünememe, yargılayamama,sıradanlık halini kötülüğün sıradanlığı olarak adlandırır. Sıradan bir devlet memuru.
“Kimseyi öldürmedim yardım ve yataklık suçuyla suçlanabilirim anca. Yahudileri öldürmedim.”
Yalancısın dediler ona. Yahudilerden nefret etmem ailemde de var çevremde. Karıma çocuklarıma iyiyim. CANAVAR değil insan sıradan düşünmeyen sorgulamayan işte. Peki bu kadar basite indirgemek doğru mu o tartışılır ki nazi ideolojisini benimsemiş biri zaten o.
Ama burada önemli olan radikal kötülük dediğine artık sıradan kötülük demeye başlıyor.
Eichmann : “1941’de nihai çözüm emri gelince Führerin emirlerini uyguladım.
Kant’ın ahlak kurallarına uydum görev tanımına sadık kaldım.
İrademin ilişkisinin her zaman genel yasaların ilkesi haline gelebilecek şekilde olmasını kast ediyorum. Nihai çözüm emri gelince de “Führerin onaylayacağı şekilde hareket et. Kendi eylemlerinin ilkesi kanun koyucunun ilkesiymiş gibi hareket et.”
Kötülük yüzeyseldir derinlik aramayın. Kötülük sıradan ki topluma yayılıyor. “Kötülüğün sıradanlığı” kavramlaştırması yerinde ama kötülük de salt böyle düşünülemez tabii. Eichmann fanatik bir nazi idi ve ölene dek sadık kaldı ideolojisine.

– Kamusal alanda başkalarını ikna etmek için eylem veya yargıda bulunduğumuzda başkalarının kanaatlerini hesaba katarız ve kendimizi başkalarının yerine koyarak düşünmek zorundayız ama bu empati değildir
Yargıda bulunmak kendini başka herkesin yerine koyarak düşünebilme becerisidir.
Meseleyi zihninde tartarken başka insanlarını bakış açısını kafamda canlandırır ve onların yerinde olsam nasıl hisseder düşünürdüm şeklinde tahayyül ederim.
Arendt’e göre insanı ve dünyasını kurtaracak olan siyasal anlayış ve pratiktir. Eski Yunan polisleri kamusalında yeni nesillere geçmişi bugünü anlatırlardı. Hikaye anlatıcılığı mühim. Geçmiş anlayışına sahip olamayanlar kendilerini ve kimliklerini yitirir. Hikaye anlatıcılığıyla kamusal özel alan ayrımı yeniden anlamlı olabilir. Kamusalı canlandırmak için yerel meclisler etrafında yapılanma, temsili demokrasi. Maksat muhakeme, yargı gücünü diri tutmak.

– Arendt’e göre iktisadi, sosyal konuları siyasal hayat olarak görünce siyasal hayatı tehlikeye atmış oluruz. Ona göre siyasetin asıl işleri sosyal adaleti, faydayı maksimize etmek olmamalı.
Siyaset boş zaman aktivitesi mi ki siyaseti sanat için sanat olarak gibi görüyor?
İnsanın devleti konuşmadan siyaset konuşması yunan bakışıyla mümkün gibi. Bununla kamusallık olmaz.

– Totalitarizmi ele alırken direnişi neredeyse imkansız hale getirdiğini söylemektedir. Peki eylemle nasıl aşılacak açık değil. Kitle toplumunun doğal sonucu totatilarizmdir ama bazı kitle toplumları totaliteryen istikamete gitmez.
afiş-arendt

Please follow and like us:

Leave a reply

required

required

optional


Enjoy this blog? Please spread the word :)