Yeni Boyutlarıyla Kürt Meselesi

20 Kasım 2016 10:05

5Özgür Yazarlar Birliği, Ahmet Kaya ve Sabiha Ünlü’nün konuşmacı olarak katıldıkları “Yeni Boyutlarıyla Kürt Meselesi” başlıklı bir program düzenledi.
Programda Sabiha Ünlü, İslami çevrelerin Kürt Meselesi bağlamındaki tutum alışlarının analizini yaparken Ahmet Kaya daha çok gelinen aşamayı değerlendirdi. Konuşmalarda öne çıkan tespitler şu şekilde:
Sabiha Ünlü
– İslami camia olarak sürece geç tanık olduk. Kürt meselesi dolayımında ilkel tartışmalardan geçtik. Kürt meselesi önceleri İslami bir mesele olarak algılanmıyordu. İslam coğrafyalarının değişik bölgelerine gösterilerin ilgi Kürtlerin yaşadığı acılara gösterilmedi. Bu ilkel tartışmaların bir geçmişi vardır. Halkın bir kısmında Kürtlerin başına gelenleri hak ettiğine yönelik bir algı vardır. Bunun sorumlusu da elbette sistemdir, sistemin propaganda gücüdür. Çatışmaların başladığı zaman hazır olan alt yapı ile daha da olumsuz bir değerlendirme egemen oldu. Şahsi olarak benim Diyarbakır cezaevi gerçeği ile temas kurmam benim için son derece sarsıcı olmuştur.
– Bütün İslam coğrafyası ile ilgileniyorduk ama burayla ilgilenmiyorduk. Başörtüsü yasakları ile engellendik üniversite yıllarımızda ve iş hayatımızda. Daha çok onunla uğraştık. O dönemde Kenan Evren’in kart-kurt değerlendirmeleri oluyordu ama bu bizim ana gündemimize giremiyordu, daha çok örtü yasaklarıyla uğraşıyorduk. 12 Eylül İslami söyleme/havaya oynuyordu, Diyarbakır cezaevinde Müslüman tutukluları koğuşlara imam tayin etmişlerdi. İlgimiz hep belli bir sınırda kaldı. Köy yakmaları devlet bile karşılıklı belli rakamlarla ifade ederken önemli bir kitle “devlet böyle bir şey yapmaz” diye düşünüyordu.
– Bugünlere gelirsek… Erdoğan ilk başta “Kürt sorunu yoktur” deyince tedirgin olduk. Mesela Erbakan’ın Bingöl konuşmasıyla heyecanlanmıştık daha önceleri ama o da süreklilik kazanamadı. Dediğim gibi bizim jenerasyon bu meseleyle yeterince ilgilenmedi. Çözüm süreci örneğinde de olduğu gibi yer yer umut verici gelişmeler oldu ama mesele bir türlü içselleştirilemediği için yalpalamalar ve gelgitler oldu.
– Bugün genel manada İslami hassasiyetlerimizi kaybettik maalesef, bu meseledeki ilgimiz-duyarlılığımız da bununla doğrudan alakalıdır. Son zamanlarda “daha ne istiyorsunuz” yaklaşımı öne çıktı. Çok sevimsiz bir mutlak itaat kültürü, peşinden de bir çatışma/gerilim havası egemen oldu.
– Güce duyulan bir hayranlıkla karşı karşıyayız. Esas olarak kötülüğe düşman olmak lâzım ama kimi insanlar kötülük için değil o güç kendi ellerinde olmadığı için üzülüyorlarmış. Bütün bunlardan ders alma noktasında çaba sarf etmemiz gerekiyor.
– Türkiye’de bu mesele çerçevesinde bir cehalet var. Hem yetersiz İslami eğitim, hem resmi eğitim bu cehalete neden oluyor; dolayısıyla o cehalet giderilemiyor. Doğuştan gelen duyguların resmi söylemle pohpohlanmasının ürettiği câhilî bir boyut var. Bu zeminde ister istemez önyargılar pekişiyor. Haksızlıklar, İslam referansıyla yapıldığında daha ağır oluyor. Bizim İslami kimliğimiz kim olursa olsun zulme karşı çıkmayı gerektiriyor.
Ahmet Kaya
– Kürt Meselesindeki yeni boyut, konuşmanın daha zor olduğu bir boyuttur. Erdoğan’ın “Kürt sorunu yok, Kürtlerin sorunları var” deyince meseleye nereden başlanacağı bir belirsizliğe mahkûm oldu. Özal zamanında teşekkül aşamasında bastırılacağı iddia edilen bu süreç bugün küresel bir mesele olmuştur. Kendini dayatan bir mesele olarak her zaman devletin önünde durdu. Defalarca tekrarlanan ateşkesler, barış çağrıları muhataplar net olmadığı için karşılık bulamadı.
– Erdoğan “Kürt Meselesini çözeceğim!” dediğinde “Acaba yeni bir perspektif mi var?” diye düşündük. Yakın çevresinde yaptığı konuşmalar da umut verdi ama genel anlamda zihin buna müsait değil. Biz de yeterli destek veremedik. Ulus devlet dediğimiz şeyi şeytanlaştırmıştık. Ulus devletin bittiğine ilişkin yaygın kanaat de bunu etkiledi, bu söylemin kurbanı Kürtler olmuştur.
– Ümmet projesine sarıldık. Efgânîlerin perspektifi ile meseleyi ele aldık. Ulus devlete itiraza cevap vermemiz gerekiyordu. Temelde yanlış olan bir meseleye hayali itirazlar geliştirdik. Ümmetçi iken de, ulus devlete karşı olurken de yanlışız. O yüzden hala ciddi bir projemiz yoktur. Talepler nedeniyle Kürtler, “İslam’ın dışına çıkarsınız” tehdidine muhatap oldular. İki dil, ortak vatandaşlık perspektifleri de kabul edilmedi. Silahlı mücadele de çözüm olmadı. Tarih, “silahlı mücadele ile ancak çözüm yoluna gidersiniz”in örnekleriyle doludur. Öcalan’ın da vurguladığı “Silahlar miadını doldurdu” gerçeği ile karşı karşıyayız. Silah yeni bir hak vermiyor. Taban da böyle düşünmektedir.
– İçinde bulunduğumuz süreç yeni bir zihnin oluşma safhasıdır. Kürt Meselesinde yeni boyut budur: Kürtler, Ortadoğu’da kilit bir halktır. Kürtler yeni bir kriz ve fırsatla beraberdir. Ortak bir proje ve gelecek etrafında ortaklaşmalıdırlar. Kendi içlerindeki meseleler, örgütlenmeler, farklı liderlikler, plan ve konseptlerle karşı karşıyalar. “Küçük olsun, benim olsun” derlerse kaybederler. Kürtler için düşünürlerse kazanırlar.
– Kürtler için küresel güçlerle ittifak bir yandan doğrudur, bir yandan tehlikelidir çünkü onlara rağmen bir şey yapma imkânları yoktur. Bunda da haklıdırlar çünkü kendi komşusu ve dindaşı ona bu şansı tanımıyor. Tehlike de şuradadır: Ayakta kalma noktasında küresel ilişkilerini dayanak yapması yanlıştır. Çevresindeki bütün halklar İslam halklarıdır. Bu kalıcı bir proje olamaz. Tehlikelidir, daha şiddetli karşı çıkılma riski vardır. Küresel güçler taktiksel olarak Kürtlerin yanında durmaktadırlar, yarın işleri bitince bundan vazgeçerler.
– Bugün Kürtler, kriz ve fırsat ikilemindedirler. Dış konjonktürün belirleyiciliğinden daha çok iç meselelerinin belirleyici olduğu bir duruma geldiler. Bu, mücadele ile oldu, küresel güçlerle olmadı. Onlar, Kürtlere ihtiyaç duydukları için ilişkiye geçmişlerdir.
– Yeniden şiddet sarmalına dönülmesine Kürtler müsaade etmemelidir. Bu durum Kürtlerin lehine olmaz.
Haber: Mustafa Özeke

Please follow and like us:

Leave a reply

required

required

optional


Enjoy this blog? Please spread the word :)