İktidar taleplerimizden vazgeçmek 12 Eylül’ün ve 28 Şubat’ın arzusuydu

1

Eğitim İlke-Sen Genel Başkanı Ahmet Örs, Özgür Yazarlar Birliği’nde “28 Şubat Terbiye Süreci ve Kurucu Paradigmaya Dönüş” başlığıyla yaptığı konuşmada 28 Şubat sürecini öncesi ve sonrasıyla tahlil ederek kurucu iradeye dönüşün imkânlarını tartıştı.

Konuşmada öne çıkan değerlendirmeler şu şekilde:

-Burada 28 Şubattan önce 12 Eylül darbesine bakmak icap ediyor. 12 Eylül, kapitalizmi tehdit eden sol hareketleri tasfiye etmeyi amaçlamıştı. Bir yandan sol hareketi tasfiye ederek küresel kapitalist işleyişin Türkiye ayağını sağlama alan 12 Eylül darbesi diğer yandan da İran İslam devriminde karşılığını bulan ve Türkiye’de de yükselme emareleri gösteren İslami hareketi Türk-İslam senteziyle yolundan saptırmak istemiş, bu suretle de resmi ideoloji dışındaki her türlü ideolojik hareketi tehdit olmaktan çıkarmıştı.

-28 Şubat tam bir terbiye ve ehlileştirme sürecidir. Hareketlilikleri, yürütülen korku ve tedhiş politikaları ile kontrol edilen, sindirilen İslami çizgi içinden ılımlı İslam politikalarıyla uyumlu bir iktidar çıkmıştır. Yerel ve küresel sistem karşısında örgütsel ve düşünsel olarak dağınık durumda bulunan Müslümanlar/İslami çevreler, büyük oranda çözülmüş ve direnişler örgütleyememiştir. İtiraz ve muhalefet çabaları olmuşsa da geniş çevreler tarafından sahiplenilmediğinden bu çabalar akim kalmıştır.

-28 Şubat, Müslümanlara açık bir şekilde kimliksizlik dayattı. Kopenhag kriterlerini dayattı. Mekke (vahiy) kriterleri ağızlara alınmaz oldu. Daha sonraki dönemlerde İslam’la ilgili talepler kısıtlı alanlardaki helal-haram karşıtlığında ele alınmaya başlandı. Genel zihinsel çerçeve, tevhid-şirk karşıtlığı unutuldu. Yoldaki İşaretler gibi Müslümanların zihinlerine kurucu ilkeleri kazıyan temel metinler bir kenara bırakıldı.

-Mekke diliyle konuşacak olursak baskılar önce yok etmek, bu mümkün değilse uzlaşmayı dayatmak, Resulü ve mü’minleri uzlaşma batağına çekmek içindi. Allah, uzlaşma ihtimaline karşı Resulü ikaz etmiştir. (“Sana gelen bu ilimden sonra onların hevasına uyacak olursan senin için Allah’tan ne bir yardımcı, dost; ne bir koruyucu vardır.” – Ra’d 37)

-70’li yıllardan bugüne değin Metin Yüksel, Sedat Yenigün gibi sembol isimlerin katledilmesi, Türk-İslam sentezinin dayatıldığı 12 Eylül, daha da kötüsünün dayatıldığı 28 Şubat, tevhidi mücadelenin mücessem hâle gelmesini engellemek içindi. İşte o çizgiyi hem dini sahih bir şekilde anlamak, hem de örgütlü bir mücadeleyi tesis etmek için sürdürmek, yenilemek sorumluluğumuz vardır.

-Metin Yüksel’in o günün birikiminden damıtarak sloganlaştırdığı hakikatleri derinleştirmeliyiz. Sınıfsız – sınırsız İslam toplumu idealini bayraklaştıran Metin Yüksel çizgisi; yoksulun, garibanın elinden tutan Metin Yüksel çizgisi, ümmetin birliğini savunan Metin Yüksel çizgisi baltalanmıştır. Bu kurucu paradigma katledilmek istenmiştir. Bugün Metin Yüksel çizgisi, onun bir dönem dostları olduğu ileri sürülen kişilerce suikasta uğramaya devam ediyor. Bugün Türk-İslam çizgisi iktidarını pekiştirmiştir, ülkenin küresel güçlere teslimiyeti ve taşeronluk hali derinleşmektedir. Sistem sermayenin hizmetkârı olma yolunda büyük mesafeler kat etmiştir. Tekrar Metin Yüksel çizgisine dönmeli, bu dönüşü engellemek için yapılan 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerini bu çerçevede, süreklilik mantığıyla anlamalıyız.

-28 Şubat müdahalesi İslami oluşumlara sivil toplumculuğu dayatmıştır. Hem söyleme, hem örgütlülüğe operasyon yapılmıştır. Sadece başörtüsü mücadelesine odaklanan, kendi hakkını talep eden; bunun genel devrimci yürüyüşle bağlantısını kuramayan bir muhalefet gelişti. Yer yer anti-darbeci (Genç Siviller tarzı) bir mücadele yöntemi çizgimizi alabildiğine liberalleştirdi. Demokrasi, insan hakları söylemleri hakikat iddiamıza operasyon yaptı. Bugün tevhidi süreçten gelen Müslümanların anayasa talepleri içinde yer alıyor olması geldiğimiz nokta açısından ibretâmizdir. Verili durum kaçınılmaz görülerek tevhid mücadelesinin karşılıkları terk edilmiştir.

-İslami oluşumlar 28 Şubatla birlikte hızla STK’laştırılıp daha sonra da AKP iktidarı marifetiyle de tümüyle devlet kontrol ve güdümüne sokuldu. Bu manada müslüman çevreler birbirlerini etkisizleştirme ve terbiye etmede sistem tarafından koşullanmış oldular ki bu da siyasal tarih açısından son derece ilginç bir deneyimdir.

-Bugün kurucu bir iddia maalesef İslami çevrelerde yoktur. Mevcut koşullarda daha iyi nasıl yaşanabilir, bu verili dünyada kendimizi daha iyi nasıl çekip çevirebilirizin peşindeler. O tevhidi söylemlerin inşa edici karakteri 28 Şubatla birlikte ağır bir yara aldı.

-Kürt meselesinde de olduğu gibi bir sıkışmışlık halindeyiz. Kendi bağımsız hattında bir iddia ortaya koyamayan Müslümanlar devlet ve örgüt arasında sıkışan ve asla hiçbirinin kaale almadığı arabuluculuk görevine soyunuyorlar. Bu önemli meselede 3. falan değil, asıl taraf olmalıyız; diğer bütün alanlarda olduğu gibi. Daha önce böyle bir irade, ete kemiğe bürünemese de, cılız da olsa vardı. Hz. Peygamber, Hz. Hatice ve henüz bir çocuk olan Hz. Ali ile birlikte, bırakalım Mekke şehir devletini, küresel hegemonik güçler olan Bizans ve Sasanilerin çekip çevirdiği dünyaya karşı asıl taraf olarak orta çıkmıştı. Asıl tarafın bu üç kişinin paradigması olduğunu ve gelecek 20-30 yılı planlamak gerektiğine artık muknî olmalı. Dolayısıyla bu büyük kuruculuğu anlama çabamıza geri dönmeli, o 28 Şubat sapmasına artık bertaraf etmeliyiz.

-28 Şubat ve peşinden AKP’nin üzerine çöktüğü durumdan, piyasa teslimiyetinden ve yılgınlıktan kurtularak kendimizi, insanları ve halkları şirkin fesadından kurtarmak, Rabbani ilke ve hakikatleri onlara götürmek, bu ilkeler muvacehesinde yeni bir gelecek inşa etmek durumundayız.

-Batılı bir zihin çerçevesinde devlet-toplum ayrıştırmasına gitmek Müslümanlar için tehlikeli bir yönelimdir. Resulullah’ın örnekliğinde böyle bir ayrım var mıydı? İktidar taleplerimizden vaz geçmek 12 Eylül’ün ve 28 Şubat’ın arzusuydu. Allah Resulü iktidar-devlet talebinden asla vazgeçmedi.

Haber: Melike Belkıs Örs

IMG_20160227_191843 IMG_20160227_192204 IMG_20160227_201512

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.